İstanbul'da Başlayan Bir Hayat
Veliyyüddin Efendi, Ekşiaşzâde lakabıyla da anılır. İstanbul’da Silivrikapı’nın Yayla mahallesinde doğduğu kaydedilir. Vefat yaşı üzerinden yapılan kabule göre doğum tarihi 1095 yılı civarındadır. Ailesinin askerî hâne ile ilişkili olduğu belirtilir. Babası Solakbaşı Hacı Mustafa Ağa olarak, dedesi Hacı Hüseyin Ağa da aynı görev çevresiyle bağlantılı biçimde anılır.
Eğitimini tamamladıktan sonra, babasının Silivrikapı’da Arabacı Bayezid civarında yaptırdığı medresede müderrislik yapması, ilmiyye yolundaki ilk güçlü işaretlerden biri sayılır. Bu, hem aile çevresinin hem de ilim geleneğinin onu erken yaşta belirli bir yola yerleştirdiğini düşündürür.
Kadılık ve kazaskerliğe Uzanan Yol
Veliyyüddin Efendi’nin meslek hayatı, yüksek yargı görevleriyle ilerler. Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa’nın desteğiyle üst hizmetlere girer ve Evkāf-ı Haremeyn müfettişliği görevini üstlenir. Ardından 1729 yılında Halep kadılığına tayin edilir. Sonraki yıllarda Galata kadılığı yapar. Kahire ve Medine’de de görev aldığı, bu süreçte hacca gittiği aktarılır.
1756 yılında Anadolu kazaskerliğine, 1758 yılında Rumeli kazaskerliğine yükselmesi, ilmiyye merdiveninin en üst basamaklarına yaklaştığını gösterir. Ancak aynı yıl rüşvet iddiaları ve şikâyetler üzerine görevden alınır ve Manisa’ya sürgüne gönderilir. Dönemin anlatılarında bu düşüşün, kişisel sorumluluk tartışmalarının yanı sıra çekişmelerin ve hiziplerin etkisiyle de şekillendiği vurgulanır.
Sultan III. Mustafa Devrinde İki Kez Şeyhülislâmlık
Affedilmesinin ardından 1759’da İstanbul’a döner. Çelebizâde Âsım Efendi’nin vefatı üzerine 16 Şubat 1760 tarihinde şeyhülislâmlığa getirilir. Bu tayin sırasında dikkat çeken bir ayrıntı aktarılır. Hastalığı nedeniyle saraya gidemediği için makamın simgesi olan ferece, evine gönderilir. Şeyhülislâmlık kurumsal hafızasında alışılmadık kabul edilen bu uygulama, tayinin nasıl bir istisnai şart altında gerçekleştiğini gösteren bir ayrıntı gibi anlatılır.
İlk görev süresi bir yıl altı ay on sekiz gün sürer. Eylül 1761’de azledilir ve bir süre Bursa’da ikamet ettiği belirtilir. Daha sonra yeniden İstanbul’a döner ve 1767’de ikinci kez şeyhülislâm olur. Bu ikinci dönem, vefatına kadar devam eder. 25 Ekim 1768 tarihinde vefat eder. Hicrî tarih 1182 olarak kaydedilir.
Vakıfları ve Bayezid’de Kurduğu Kütüphane
Veliyyüddin Efendi’nin mirası sadece fetva ve yargı hizmetiyle sınırlı görülmez. Hayır eserleri ve vakıflarıyla da anılır. En dikkat çekeni, İstanbul’da Bayezid II Külliyesi içinde müstakil bir yapı olarak kurulan Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi’dir. Bu kütüphane, bir isim bırakma arzusunun ötesinde, düzenli işleyen bir vakıf-kütüphane düzenini yansıtır. Koleksiyonun zenginliğiyle birlikte idare, muhasebe, personel, bakım-onarım, kataloglama ve kitap listeleri gibi ayrıntılara kadar uzanan bir kurumsal işleyişin varlığına işaret edilir.
Şehir hafızasında ona bağlanan başka eserlerden de söz edilir. Koca Mustafa Paşa Camii avlusundaki muvakkithânenin eklenmesi bunlar arasında anılır. Çırpıcıçayırı çevresinde bir mesire alanı ve çeşme vakfıyla da İstanbul’un yer adlarında ve anlatılarında iz bıraktığı aktarılır.
Murâd-ı Buhârî Tekkesi ile Bağı
Murâd-ı Buhârî Tekkesi anlatısında Veliyyüddin Efendi’nin yeri özellikle belirgindir. Biyografik kayıtlarda onun Murâd-ı Buhârî’nin manevi çevresiyle bağlantılı isimler arasında sayıldığı belirtilir. Ziyaretçi açısından daha somut ve etkileyici olan ise şudur. Veliyyüddin Efendi, Eyüpsultan’da Murâd Efendi yani Mehmed Murâd- Buhârî Zâviyesi’nin haziresine defnedilmiştir. Tekke haziresinde yer alan kabri, bu bağı yalnızca sözle değil mekânın içinde de görünür kılar.
Bununla birlikte vakıf kayıtlarında, tekke bağlamında bir mescid-tevhidhâne yaptırdığına dair bilgi yer alır. Bu ayrıntı, onun adını sadece hazireye değil, Tekke'nin ibadet ve zikir hayatına da bağlar. Böylece Veliyyüddin Efendi, tekkenin hikâyesinde “ikincil” bir isim gibi durmaz. İlim, vakıf kültürü, mimari katkı ve kabir katmanı, hepsi aynı mekânda birleşir.
Ta‘lîk Hattında Bir Ustalık
Veliyyüddin Efendi, ta‘lîk hattının önde gelen isimlerinden biri olarak da hatırlanır. Bu sanatı Durmuşzâde Ahmed Efendi’den öğrendiği, hattatlık çevrelerinde İmâd-ı Rûm unvanıyla anıldığı aktarılır. Müze ve kütüphane koleksiyonlarında ta‘lîk levhaları ve yazı örnekleri bulunduğu, bazı kitabeler ve büyük ebatlı yazılarla da ilişkilendirildiği belirtilir. Onun hat sanatıyla kurduğu bağ, ilmin sadece metinle değil, estetikle de taşındığı bir geleneği hatırlatır.
Aile Hatırası ve Haziredeki İzler
Veliyyüddin Efendi’nin aile çevresi de Tekke'nin hatıra haritasında yer alır. Oğullarından Mehmed Emin Efendi’nin kabri de hazire ile ilişkilendirilir. Böylece Tekke haziresi, tek bir ismi değil; aynı çizgiye temas eden bir aile hatırasını da taşır. Ziyaret edenler, burada bir dönemin ilim, dindarlık ve kamu hizmeti anlayışının izlerini bir arada okuyabilir.